Saçma Sapan Konuşma La!

By Bages
In medya
4 Şubat 2022
7 min read

“Gel kızım sokul bana, bir kez daha alayım kokusunu benim küçük bahçemin. Büyüsen de, gitsen de hala bekliyor gibi beni uzanmış küçük ellerin”

Baba olmak aslında o kadar kolay ki biyolojik olarak, tereyağından kıl çekmek çoğu için daha zordur buna eminim. Ama biyolojik bir baba aslında gerçekten baba mıdır? Bu dizide en çok sorguladığım şey buydu aslında. Diziyi izlemeyenler bu yazıyı okumamalı çünkü çokça spoiler içerecek.

Bu dizide en çok sorduğum soru buydu. Baba olmak sadece 23 kromozom vermek midir yoksa evladının 46 kromozomuyla sevip, sahip çıkıp onu mutlu etmek midir? Veya kanında akan kan kendisinin olsun veya olmasın kabullenebilmek midir?

Benim ilk cevabım belli. Baba olmak herkesin harcı değil. Hele büyük adam olmak için gelmediysen bu dünyaya hiç işin olmamalı baba olmakla. Büyük adam olmaktan kastım yatı katı olan evi arabası olan bir adam olmak değil. Gönlün, aklın, karakterin yeterli değilse ne eş olacaksın ne baba. Böylesini de ne eş yapacaksın ne baba.

Ama aslında baba olmayı deneyip bir şeyleri yanlış yapanlar? Mesela Behzat. Karakterin kızı Berna’yı ne kadar sevdiğini hayal bile edemeyiz. Çok sevdiği her halinden belli. Ölümüyle yıkıldığı an gösterdi aslında en derin duygularını. Çığlığı mıydı onun acısı yoksa girdiği suskunluğu mu? Acının farklı tonları. Zaten Behzat da böyle bir adam. Acının her tonu.

John Wick benzeri tipiyle her bölümde bir şekilde sempati veya antipati toplamayı beceren Behzat dizi boyunca sadece acı çekti. Bir insanın çekmemesi gereken her acıyı çekti. Önce kızıyla arasını düzelttiğine inandığı anda kızını kaybetti ardından bir kızı daha olduğunu öğrendi. Kızının katili kızı.

Bunu kaldırmak kimsenin yapabileceği bir şey değildi. Kızının katilini affetmek, kızının katil oluşunu affetmek ve onu sevebilmek. Onu sevdiğini hiç söyleyemeden onu sevebilmek. Onu hayatında tutabilmek. Ona baba olabilmek…

Her gün evinde bir katille uyanıp dışarda katillerle mücadele eden bir katil olmak ve bunların hepsini tek bir zihnin içinde tutabilmek. Bütün bunların arasında sevip reddedilmek ve daha çok çalışmak.

Çalıştıkça daha fazla şey yaşamak ve yine tüm bunların içinde aşık olabilmek. Behzat Esra’ya aşık olabildi. Herhangi birine aşık olmak bunca şeyin içinde çok zordu ama tüm zorluklarına ortak olmak için deliren bir kadın bulmak daha zordu. İzleyenler bilir ki Savcı Esra’nın en güzel sözü “Herkes mutlu olacak diye bir kural yok. Biz de mutsuz oluruz.” idi.

Bu cümle bir insanın hayatında duyabileceği en güzel cümlelerden biridir. Hele ki ölmüş kızının katili bir diğer kızınsa ve ayrıca cinayet büroda başkomiser isen. Ayrıca tüm bunlar içinde ekibindekileri de evladın gibi kardeşin gibi görüp sahiplenmeye çalışıyorsan. Hepsinden ayrı bir de derin devlet işlerinin içine girmeye başlamışsan, annen aslında çarpıştığın kişilerden biriyse ve Ercüment Çözer gibi enteresan bir baş düşmanın varsa.

 

Bir yumruğu yüzünden Behzat’ın hayatına çığ gibi düşen Ercüment Çözer bu dizideki bence en harika karakterlerden biri. Dizide gerçekten vizyonu olan 3 kişi vardı. Bunlardan biri son sezon gürültülü bir şekilde veda eden Barbaros, ki davası Behzat’ın davasıyla hemen hemen hemen aynı. Sadece yolları farklı. Bir diğeri adalet için hukuk sistemine yaslanan Behzat. Sonuncusu ise sadece saygı çerçeveleri içinde davranılması gerektiğine inanan Ercüment Çözer.

Evet basit gibi geliyor ama Ercüment Çözer’in tek beklediği şey insanların saygılı olmasıydı. Bunu hem ayrı dizisi Saygı’dan hem de Behzat Ç. içindeki karakterinden biliyoruz. Hatta Nejat İşler bu rolden itibaren karakter oyuncusu haline geldi sanırım. Çünkü sürekli saygın bir iş adamı ve saygı konusunda hassasiyeti var. Bunu Çukur dizisindeki Çağatay rolünde de gösterdi.

Ercüment, bir arabanın içinde çevirmede zorluk çıkarırken Behzat’a denk gelir ve yumruğu yer. Bunun üzerine diğer herkese yaptığı gibi öldürmek için peşinden gider ama kızının öldüğünü öğrenen bir polis ile karşılaşır. Bundan sonra onun zaten öldüğünü anlar ve sadece peşinden daha fazlası için gider.

Şule’yi bulur ve onu yasal açıdan saklar. Ve günün birinde Behzat’a karşı kullanır. Bu sırada Behzat ve ekibiyle defalarca karşılaşır fakat hiçbir zaman içeri alınamaz çünkü her zaman birkaç adım önde olur.

Behzat Ç. tüm bölümlerinde gerçek hayata saygılı bir diziydi. Diğer polis dizileri gibi dokunulmaz, kusursuz başrolü oynayan bir dizi değildi. Her şeye rağmen Ercüment’in yenilmemesinin sebebi buydu.

 

Çünkü gerçek hayatta böyle adamlar asla kaybetmez. Her zaman ayakta kalırlar. Her zaman başınızda emir veren bir adamları vardır. Kadın cinayetleri, tecavüz, çocuk tacizleri, hırsızlık, seks işçiliği, farklı cinsel yönelimlere karşı zorbalık ve saldırılar, üniversite öğrencilerine yapılan zorbalık ve dayatmalar, bu uğurlarda işkence ve cinayetler, eski siyasal işkenceler ve cinayetler, teşkilat ve yapılanma içinde yolsuzluk, vatana ihanet, derin devlet ve daha birçok konu…

Hepsine incelik ve titizlikle yaklaşılmış, hepsi gerçeği bir nebze daha fazla yansıtarak işlenmiş ve dikkat çekmiştir. Bu diziyi en çok takdir ettiğim noktalardan biridir bu. Ayrıca Neşet Baba’nın ölümü zamanı Akbaba’nın evindeki sahne de takdirimi almıştı.

Behzat’ın çevresinde pavyonda çalışan bir kadın da bulundu bir hayat kadını da bulundu. Evinde zaten katil bir kızı oldu, ekip arkadaşının aşık olduğu kadın seri katil çıktı, Hayalet Komiser dışarda torbacıları, hırsızları muhbir olarak kullandı. Yani hikayesini bildikleri insanları olması gerektiği gibi insan olarak gördüler. Adaleti kâh uyguladılar kâh es geçtiler fakat insanları kabullendiler. Dizideki LGBT konularında o zamanın insanları gibi taraf tutmak yerine farkındalık yarattılar.

Bu dizi öyle sıradan bir dizi olmadı hiçbir zaman arkadaşlar. Üzerine daha iyi bir dizi çekilebileceğine dair inancım da yok. Şuan çekilen dizilerin ne halde olduklarını hepimiz biliyoruz. Böyle bir yapım gelmeyecek ne yazık ki…

Ayrıca yapımda rolü bittikten yıllar sonra 2021 yılında vefat eden Nusret Çetinel yani Yalçın Baba’nın toprağı bol olsun. Işıklar içinde uyusun.

Birazdan bir yazı daha yazmak istiyorum. Bu gece 2 veya sığdırabilirsem 3 yazı yazmayı hedefliyorum. Uzun zamandır yazamıyordum. Özlemişim sanırım biraz. Ayrıca blogu kurcalarken eski temada bir şeyleri bozdum sanırım. Eski temayı düzelttirene kadar bir süre bu temayı kullanmaya devam edeceğim.

Sizce bu temada kalmalı mıyım? Eski temaya mı geçmeliyim? Yoksa yeni bir tema mı bulmalıyım bu konuda fikirlerinizi alırsam sevinirim. Birazdan yazacağım yazıya kadar, keyifle kalın!

Comments

Tahsin

Esra, Behzata söylemeden evvel Behzat Bahar'a kurmuştu o cümleyi "biz de mutsuz oluruz". Olm hakkaten izlediğim diziler arasında gelmiş geçmiş en iyi diziydi.

Bages

Efsaneler efsanesiydi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.